Modaya ilgili olduğum için ulusal bir kanalda yayınlanan Bana Herşey Yakışır programını zevkle takip ediyorum en çok da Cengiz Abazoğlu nun yorumları ve fikirleri ışık oluyor
Bugün çok ilginç bir durumla karşılaştım bunun üzerine hem moda hem popüler dünya hemde biraz toplum psikolojisine atıfta bulunmak istedim.
07.03.2011 tarihinde yayınlanan programda supriz bir sima ile karşılaştım benim için suprizdi çünkü daha önce başka bir kanalda Yemekteyiz programında gördüğüm ve çok sükse yarattığı için hafızamdan silinmemiş olan bir yarışmacı Moda programındaydı tabi bu noktaya kadar hiç birşey tuaf değildi ancak Yarışmacı radikal bir değişim geçirmişti. Yemekteyiz programında Tesettürlü olarak gördüğümüz bu yarışmacı gayet modern ve açık bir görüntü oluşturuyordu( gerek dövmeleri gerekse günlük kıyafetiyle), çok detaya inmek istemiyorum sonuçta bu özel hayat bu yarışmacı ile ilgilide yorum yapmak istemiyorum ancak bu durum bende toplumsal dönüşümü sorgulattı...
Bundan yedi yıl önce muhafazakar parti iktidara geldiği zaman herkesi bir korku kapladı muhazakarlaşacakmıyız, ne olacağız bugüne geldiğimizde önümüzde halktan bir örnekle karşılatığımızda aslında endişelerimizin ne kadar yersiz olduğunu düşündüm. Evet sonrası bir dönüşüm geçirdik Bu dönüşüm olumluda olabilir olumsuzda... Herkesin algısına göre değişen nitelikte ancak bana kalırsa bu dönüşüm demokratik bir dönüşümde idda edilenin aksine mahalle baskısının azaldığı, artık insanların daha rahat hareket ettiği, bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı küreselleşmeyi doya doya yaşayabildiğimiz, Gelir seviyemizin ve yaşam standartlarımızın yükseldiği daha çok tükettiğimiz ve tüketime daha kolay ulaştığımız bir dönüşümü gerçekleştiriyoruz alt seviyeden orta seviyeye herkesin standardı artık gün geçtikçe artıyor ancak standartlar artarken bana kalırsa kalite algısı eskisi gibi.. yani eskiden de kaliteli olanlar hala kaliteli.. Kısacası artan standartlar da Kalite algımız ve kalite sabit değişken niteliğinde...Konuyu son olarak toparlamam gerekirse küreselleşmeyi internet MB hızımızın artış oranıyla birlikte hızla yaşıyoruz bu hız gittikçe artacak ve radikal değişimlere daha çok tanık olacağız.
Pazartesi, Mart 07, 2011
Pazar, Mart 06, 2011
P.S. Küçük notlar
Neler yaptım neler geçti uzun zamandır bloga yazamadım hayatımda çok şey gelişti neler geliştiğinden ziyade sizlere bu olanlardan elde ettiğim yaşanmışlardan bahsedip sadece faydalı bilgiler sunmak istiyorum. Yakın zamanda burun ameliyatı geçirdim bunun sonucunda da yüzümde şiddetli bir ödem gelişti bu ödemleri buz tedavisi malesefki ilk haftada geçirirken sonraki zamanlarda pek bir fayda vermiyor bende doktorumun tavsiyesiyle ananas enziminin bunun için faydalı olduğunu öğrendim ve onu almak için küçük bir araştırma yaptım piyasada bir Solgar birde GNC ananas enzmi yani bromelain bulunmakta ikisi arasında fırsat maliyeti yaptığımda Solgar piyasa fiyatı 32.5 lira iken GNC 49 tl ancak Solgar 30 tablet GNC 60 ayrıca GNC kart sahibiyseniz her ayın ilk haftası yüzde 20 indirim haftasınızda bu ürünü 39.9 alabiliyorsunuz bu durumda bende GNC ürününü aldım.
Geçtiğimizaylarda Sensodyne Pronamel tüp formundaki şişesini almış olmama rağmen malesef ki sürekli köpükler tepesinde toplandığı ve iğrenç bir görüntü oluşturuğu için gönül rahatlığıyla kullanamıyordum(ama şunuda geçemeyeceğim şikayet.com yaptğım şikayet üzerine sorgusuz sualsız bana yeni dişmacunu ve fırçası gönderiler)
bunun üzerine Amway Glisteri denedim ve doğal içeriğe sahip olması dolayısıylada memnun ben arkdaşımdan 150 gr 10 tl satın aldım ve memnunum.
The body Shop bütün ürünlerini güvenerek ve severek kullanıyorum ancak geçtiğimiz aylarda Watsons Pure Beaty markasını bünyesine getirdi ve çoğu ürünü çok güzel bunlardan
nar serisini DR Murad nar serisine çok benzettim ve benzer faydayı aldım ve fiyatları Dr Murad la karşılaştırdığımda oldukça uygun, Bu seriyi ve markayı gönül rahatlığıla tavsiye ederim:) bu arada tonik olarakta ara ara gül suyu kullanıyorum hem rahatlatıyor hemde oldukça diri kılıyor ayrıca cilt rengini açmak ve kızarıklıkları gidermek gibi bir etkiside var hemde çok uygun 2 ile 3 Tl arasında değişiyor aktarlarda bulabilirsiniz aklınızda bulunsun....jpg)
(The end of:) Son olarak Ninewest Park Bravo kısacası Park Group yüzde 70 e varan yaklaşık yüzde 60 olan indirimine girdi oradan da çok güzel iki çanta ve deri eldiven aldım özellikle deri eldivenlerinin fiyatı olduça makul 29 lira
civarında piyasaya göre ve çoğunun derisi kuzu hem yumuşak hemde sıcacık tutuyor
çantaya gelince malesef ki zincir saplı olan siyah çantası kolayca yırtılmaya meyilli ince vinleks derilerde dikkatli olun..

Geçtiğimizaylarda Sensodyne Pronamel tüp formundaki şişesini almış olmama rağmen malesef ki sürekli köpükler tepesinde toplandığı ve iğrenç bir görüntü oluşturuğu için gönül rahatlığıyla kullanamıyordum(ama şunuda geçemeyeceğim şikayet.com yaptğım şikayet üzerine sorgusuz sualsız bana yeni dişmacunu ve fırçası gönderiler)
bunun üzerine Amway Glisteri denedim ve doğal içeriğe sahip olması dolayısıylada memnun ben arkdaşımdan 150 gr 10 tl satın aldım ve memnunum.
nar serisini DR Murad nar serisine çok benzettim ve benzer faydayı aldım ve fiyatları Dr Murad la karşılaştırdığımda oldukça uygun, Bu seriyi ve markayı gönül rahatlığıla tavsiye ederim:) bu arada tonik olarakta ara ara gül suyu kullanıyorum hem rahatlatıyor hemde oldukça diri kılıyor ayrıca cilt rengini açmak ve kızarıklıkları gidermek gibi bir etkiside var hemde çok uygun 2 ile 3 Tl arasında değişiyor aktarlarda bulabilirsiniz aklınızda bulunsun....jpg)
(The end of:) Son olarak Ninewest Park Bravo kısacası Park Group yüzde 70 e varan yaklaşık yüzde 60 olan indirimine girdi oradan da çok güzel iki çanta ve deri eldiven aldım özellikle deri eldivenlerinin fiyatı olduça makul 29 lira
civarında piyasaya göre ve çoğunun derisi kuzu hem yumuşak hemde sıcacık tutuyor
çantaya gelince malesef ki zincir saplı olan siyah çantası kolayca yırtılmaya meyilli ince vinleks derilerde dikkatli olun..
Etiketler:
Amway,
bromelain,
çanta,
ninewest,
purebeauty,
rinoplasti
Cumartesi, Ocak 15, 2011
ZARİF KADINLARIN SICAK TERCİHİ KÜRK
Modanın merkezinden uzaklaşmak, bir boşlukta kaybolmakla eşdeğer olsa gerek, siz siz olun merkeze sıkıca tutunun. Bu sezonda merkezde Kürk...
Dünyada en güzel şey kadın olmaktır, kadın hayata her zaman önde başlar. Kadın ve erkek eşitliğine oldum olası inanamadım, çünkü zarif kırılgan kadına her zaman pırlantanın en parlağına, kürkün en yumuşağı yakışır.
Yakın geçmişte kadınlığın simgesi Grace Kelly ve Audrey Hepburn ü hatırladığımda kadınlığın keyfini çıkarmalarını hep hayran kaldım. Onlar kırılgan zarif ve gizemli kadınlıklarını vizonlarının, çinçilyalarının vaşaklarının altında gizliyorlardı. Kadın olduklarının onlara sunduğu yapılarına aykırı davranmıyorlardı, az konuşup gözleri ve mimikleriyle isteklerini sunarlardı.. yorulmadan ... ve kendi yapılarına aykırı davranmadan...
Kadın olmanın keyfini sürmek isteyen bütün kadınlar o günlere dönmek ister. O yıllarda, kadınların en vazgeçilmez aksesuarı Kürkleriydi... Erkeklerde o zamanlar kadınları soğuktan korumak için değil zerafetin ve asilliğin simgesi olan kadın olduğunu bilen kadınları hoş tutmak için alırlardı... Ah şimdi nerde kadının gönlünü hoş tutan erkekler dediğinizi duyar gibiyim:) malesef yaşadığımız bu dönüşümle günümüz kadın olmanın ona kazandırdığı zarefet ayrıcalığını yaşatan erkeklerin yoksunluğundan belkide kadın olmanın keyfini unuttular...
Dünyada en güzel şey kadın olmaktır, kadın hayata her zaman önde başlar. Kadın ve erkek eşitliğine oldum olası inanamadım, çünkü zarif kırılgan kadına her zaman pırlantanın en parlağına, kürkün en yumuşağı yakışır.
Yakın geçmişte kadınlığın simgesi Grace Kelly ve Audrey Hepburn ü hatırladığımda kadınlığın keyfini çıkarmalarını hep hayran kaldım. Onlar kırılgan zarif ve gizemli kadınlıklarını vizonlarının, çinçilyalarının vaşaklarının altında gizliyorlardı. Kadın olduklarının onlara sunduğu yapılarına aykırı davranmıyorlardı, az konuşup gözleri ve mimikleriyle isteklerini sunarlardı.. yorulmadan ... ve kendi yapılarına aykırı davranmadan...
Kadın olmanın keyfini sürmek isteyen bütün kadınlar o günlere dönmek ister. O yıllarda, kadınların en vazgeçilmez aksesuarı Kürkleriydi... Erkeklerde o zamanlar kadınları soğuktan korumak için değil zerafetin ve asilliğin simgesi olan kadın olduğunu bilen kadınları hoş tutmak için alırlardı... Ah şimdi nerde kadının gönlünü hoş tutan erkekler dediğinizi duyar gibiyim:) malesef yaşadığımız bu dönüşümle günümüz kadın olmanın ona kazandırdığı zarefet ayrıcalığını yaşatan erkeklerin yoksunluğundan belkide kadın olmanın keyfini unuttular...
Away from the center of fashion, must have been equivalent to a vacuum you make you hold on tightly to the center. This season, fur in the center ... The most beautiful thing in the world is to women, women's life begins is always ahead. I could not believe the possible equality of men and women, because women are always fragile, elegant diamond most , worthy of the softest fur. More recently the symbol of womanhood womanhood Grace Kelly and Audrey Hepburn to enjoy remember always admired. They are fragile, elegant and mysterious under. Women offered to them that they are contrary to the structures, eyes, and less talk requests .. fatigue ... behaving contrary to their structure and ... All the women who want to enjoy being a woman wants to return to those days. In those years, women's most essential accessory... At that time, not to protect men, women, the cold is a woman who is the symbol of elegance and nice to keep women Oh, now where the woman holds the hearts of men, I seem to hear nice:) Unfortunately, we live in grace gained him the privilege of being a woman today, this transformation preserves the forgotten men enjoy being a woman ... maybe the lack of
İndirim zamanı
14 aralıkla birlikte geleneksel mango indirimin ardından 2 Ocak günü Geleneksel zara oysho Berska indirimide başlamış oldu..ocak ikinci haftasında da Zara grubu ikinci büyük indirimide gerçekleştirdi indirim oranları yüzde 50 yi bulmuş oldu mango da indirimde ki son çırpınışlarını yaparken ilkbahar koleksiyonunu Online shop ta sergilemeye şatışa çıkarmaya başladı ve azalan ürünlerle birlikte çoğu mağzada ilkbahar ürünleride yerlerini almaya başladı.
.

Bershka da Hırkalar 25.90tl

49 TL

UZUN HIRKALAR İNDİRİMDE 99 TL DEN 49 A DÜŞTÜ

GÖMLEKLER 49 CİVARINDAN 25.90 TL DÜŞTÜLER

KABAN 139 TL DEN 89 TL YE

DAHA KISA MODELLERİ 69 TL
Aslında neler aldım neler yaptım göstermeyi pek sevmezdim ancak kim ne almış diye merak edip bloglarda gezerken bende belki fikir verip yardımcı olur düşüncesi ile en yakın zamanda aldıklarımı göstermeyi düşünüyorum... bu arada bloglarda gezinirken takı hazırlama kitleri ile ilgili bir site dikkatimi çekti ve çok hoşuma gitti http://www.pasaj.com/ eğer yaratıclığınıza güveniyor ve orjinal birşeyler istiyorsanız kesinlikle size göre... bu arada satın almak için son şansınızın kaldığı bazı ürünlerde şunlar

69.95 TRY
49.95 TRY
Pazartesi, Aralık 20, 2010
H&M
H&M ha açıldı ha açılacak derken merakla beklediğimiz H&M ayrıcalığı geldi.. ancak büyük bir hayal kırıklığı yaşattı bize neden mi?
o kadar çok neden sayabilirim ki işte bunları listelemeye karar verdim:)
1) H&M, ucuz ve 'demokratik' bir marka olarak biliniyor. Ama Türkiyeli burjuvalar için yurt dışı seyahatlerinde sahip oldukları ve bayıldıkları bir imtiyazdı hep ancak Bayrampaşa Forum da açılmasıyla bu ayrıcalığa büyük bir balyoz darbesi aldı nasıl mı çünkü kendini imtiyaz sahibi zanneden türk burjuvazisine gri-füme kara olanlar, başı örtülüler, başı açıklar, yabancılar, yarı ünlüler, sınıf yapmaya debelenen yeni şehirli kızlar, saça jöleyle şekil yapmış varoş delikanlıları, dedeli nineli büyük aileler, 0 bedenler, 3XL'ler karıştığı demoktarik ortam fazla geldi ve kendini marka kimliği ile özleştiren Türk burjuvaziye ağır geldi... bu durum sakın yanlış anlaşılmasın değişen HM değildi sadece H&M Türkiye'ye gelmediği için halka inmemiş, kirlenmemişti..
2) H&M, açılışla birlikte büyük bir kalabalığa bünyesinde bulundurdu ancak biz onu TÜRKİYE de sevemedik.. Terkos pasajından aldığımız H&M ler den hiç bir farkı yoktu hatta eksiği vardı 34224225245 adet parça arasında aradığın hiç bir parçayı da bulamıyordun..ve aynı zamanda ürünler o kadar kötü sergileniyordu ki yerlerde kırış kırış olması neredeyse hiç bir mağaza çalışanını rahatsız etmiyordu.
3) Mağaza çalışanlarını ne Zaraİndex ne de gap bananarepublic vs grubundaki çalışan gibi yardımsever ve çözüm odaklı bulamadık adeta o karma karışık mağazada ürünlerle baş başaydık ee.... ne kadar bir şey seçmeye çalışırken başımızda duran gözleriyle hadi al al diyen samimiyetsizce iltifatlarda bulunan satış danışmanı sevmediğimiz gibi böylesi mağaza çalışanını da hiç hoş karşılayamadık...
4) Kasa kuyruğu o kadar uzun ki zaten içine sinmeden aldığın ürünle (oyshoda zara da gap te çok daha iyisini bulurum ki bulursunda:) Kuyruğun sonundan girip sondan 3 üncü kişi olarak ayrılıyorsun..
neyse biraz umut verici seyler de söylüyüm Lanvin koleksiyonu için en azından görülmeye değer ojeleride güzel ayrıca bebeklere küçük çocuklara olan giyisileri oldukça şirin hem üst katları çok da kalabalık değil....
primark ta Türkiye ye gelirde bu kadar şaşa olursa şaşırmam :)
o kadar çok neden sayabilirim ki işte bunları listelemeye karar verdim:)
1) H&M, ucuz ve 'demokratik' bir marka olarak biliniyor. Ama Türkiyeli burjuvalar için yurt dışı seyahatlerinde sahip oldukları ve bayıldıkları bir imtiyazdı hep ancak Bayrampaşa Forum da açılmasıyla bu ayrıcalığa büyük bir balyoz darbesi aldı nasıl mı çünkü kendini imtiyaz sahibi zanneden türk burjuvazisine gri-füme kara olanlar, başı örtülüler, başı açıklar, yabancılar, yarı ünlüler, sınıf yapmaya debelenen yeni şehirli kızlar, saça jöleyle şekil yapmış varoş delikanlıları, dedeli nineli büyük aileler, 0 bedenler, 3XL'ler karıştığı demoktarik ortam fazla geldi ve kendini marka kimliği ile özleştiren Türk burjuvaziye ağır geldi... bu durum sakın yanlış anlaşılmasın değişen HM değildi sadece H&M Türkiye'ye gelmediği için halka inmemiş, kirlenmemişti..
2) H&M, açılışla birlikte büyük bir kalabalığa bünyesinde bulundurdu ancak biz onu TÜRKİYE de sevemedik.. Terkos pasajından aldığımız H&M ler den hiç bir farkı yoktu hatta eksiği vardı 34224225245 adet parça arasında aradığın hiç bir parçayı da bulamıyordun..ve aynı zamanda ürünler o kadar kötü sergileniyordu ki yerlerde kırış kırış olması neredeyse hiç bir mağaza çalışanını rahatsız etmiyordu.
3) Mağaza çalışanlarını ne Zaraİndex ne de gap bananarepublic vs grubundaki çalışan gibi yardımsever ve çözüm odaklı bulamadık adeta o karma karışık mağazada ürünlerle baş başaydık ee.... ne kadar bir şey seçmeye çalışırken başımızda duran gözleriyle hadi al al diyen samimiyetsizce iltifatlarda bulunan satış danışmanı sevmediğimiz gibi böylesi mağaza çalışanını da hiç hoş karşılayamadık...
4) Kasa kuyruğu o kadar uzun ki zaten içine sinmeden aldığın ürünle (oyshoda zara da gap te çok daha iyisini bulurum ki bulursunda:) Kuyruğun sonundan girip sondan 3 üncü kişi olarak ayrılıyorsun..
neyse biraz umut verici seyler de söylüyüm Lanvin koleksiyonu için en azından görülmeye değer ojeleride güzel ayrıca bebeklere küçük çocuklara olan giyisileri oldukça şirin hem üst katları çok da kalabalık değil....
primark ta Türkiye ye gelirde bu kadar şaşa olursa şaşırmam :)
doğadan gelen güzellik
En değerli Giysimiz Cildimiz:))))))))))
Herkes taze bahar kokulu güne başlamak ister stresli yoğun bir günün öncesinde...
hepimiz uyandığımızda ilk şiş gözlerle ayna karşısına geçtiğimizde en çok ihtiyacımız olan doğal ve fresh kurutmadan cildimizin 5.5 Ph koruyacak asit ve baz dengesini bozmadan temizleyecek bir cilt temizlicisidir
asla naturelden vazgeçmeyin bu konuda da önde gelen iki bitkikozmetiği var biri fransa nın dev firması Yves Rocher diğeri ise The Body Shop ikisinin ürünüde severek kullanıyorum fakat bütün denemelerim sonucunda The Body Shop un Tea Tree serisinde ki cild temizleyicisinin üzerine temizleyici tanımıyorum:) YineThe Body ShopCucumber toniği salatalık ve Aleo vera özünden yapılmış olması cildi inanılmaz ferahlatıyor ve nem ve su kaybınada diğer alkol bazlı tonikler gibi neden olmuyor Hem aynı zamanda The Body Shop alış veriş yaparak yerel ticaretide desteklemiş oluyoruz The Body Shop başlattığı kampanya çerçevesinde Afrika ve gelişmekte olan ülkelerde bu ürünlerin bitkisel özlerinde kadınları çalışmasını sağlayarak hem onlara yan gelir elde etmesini sağlıyor hemde enfes ürünleri bizlere uygun fiyata ulaştırıyor neyse güzellikle devam ediyorduk yine The Body Shop Vitamin C serisinde ki spray toniği sıktığınızda içindeki mikro C vitamini ile hoş bir karıncalanma hissediyorsunuz bu cildimizde iyi şeylerin olduğunun habercisi:)
pigmentlerimiz hareketleniyor biliyorsunuz C vitaminin pigment sağlayıcı bir etkiside bulunmakta işte bu sprayle hem cildimize bakım yapıyoruz hemde istersen güne başlarken makyajımıza baz uygulayabiliyoruz ya da makyaj sonrası püskürterek sabitleyebiliyoruz ben kullanıyorum ve çok memnunum:) ve diğer ciltte favori nemlendiricim The Body Shop cildime doğal ışıltı kullandığım andan itibaren kazandıran E vitamini serisinde ki su bazlı nemlendiricisi hem her cild tipinede uygun yağlandırmada yapmıyor
bu arada The Body Shop iki tipi mevcut E vitaminli serisinde parlaklık veren moısture cream formülü hem makyaj altı baz olarakta kulllanabilirsiniz Şimdilik aklıma gelenler bunlar Yves Rocher vucud yağları sütleri de muhteşem ancak yineden BUtter da The Body Shoptan vazgeçemiyorum geçen ay 2 al 1 öde kampanyasında da biraz stokladım:) bu arada Bu ay The Body Shop ta Promosyonlar devam ediyor ilgilenenlere duyurulur..
Bu arada Yves Rocher kartına en kısa zamanda sahip olmanızı ve kart sahiplerine sağladığı güzel jestleri kaçırmamanızı tavsiye ederim
..
Bu arada Gnc bu ay çıkardığı Mega Tea lerden bahsetmeden duramayacağım şık kutusu ve 6 çeşit karma bitki çayları ile günün her saati her ihtiyacınız karşılıyor içinde Relax, Ekinezya. Robois, Yeşil Çay, ısırgan çayı ve birçok çeşit mevcut hemde organik...... çayın süzen poşeti bile organik pamuktan yapılmış :) açarken çok dikkatli olmak lazım:) çok çabuk süzen filitresi zarar görüyor

http://www.gnc.com.tr/tr/products.asp?ID=7&CID=18&PID=463 http://www.thebodyshop.com.tr/popup_product.asp?pID=1166
Etiketler:
Ekinezya,
Gnc,
Mega Tea,
Relax,
Roobois,
The Body Shop,
Yeşil Çay,
Yves Rocher
Perşembe, Aralık 09, 2010
Duyular Ve Markalar
Günümüzde pazarlama dünyasında çoğu reklam kampanyası dahilindeki markalar müşterilerin zihninde çarpıcı bir yer edinemeden silinip gidiyor. Gerçi, hala güçlü markalar yok değil: Coca-Cola, Harley Davidson, BMW. Bu şirketler müşterinin zihninde markalarını yaşatmanın yolunu bulmuşlardır. Kuşkusuz, bir marka müşterisine en azından ayırt edici bir yarar sunmalıdır. Eğer markanızda bu özellik olmazsa, ne kadar allayıp pullasanız da bir işe yaramaz. Ancak, ayırt edici markaların ihtiyaç duyduğu bir şey daha vardır.1 Bu gizli sır ise bu markalarla müşterilerinin arasındaki duygusal ve duyusal bağda gizlidir. Bu yüzden bu markaların, tam bir duygusal ve duyusal deneyim yaşatacak güce kavuşturulması gerekir. Bir reklamda bir ürünü ya da hizmeti görsel olarak sunmak yetmez. Güçlü sözcükler ve simgeler veya bir müzik gibi bir ses eklemek gerekir. Görsel ve işitsel uyaranların birlikteliği 2+2=5 etkisi yani sinerji etkisini oluşturur.Markaların reklam kampanyalarında ve marka unsurlarını konumlandırmadaki yarattıkları sinerji etkisi kuşkusuz ki markaları müşterilerinin zihninde konumlandırmalarında büyük fayda sağlamıştır. Peki markaların reklam kampanyalarında müşterilerin zihninde yer almalarını sağlayan bu etki nasıl oluyor? Dünyaya ilişkin tüm kavrayışımız duyularımız aracılığıyla olur. Duyularımız belleğimizle aramızdaki bağdır, aynı zamanda da bizi duygularımızla doğrudan bağlar. Işıltılı bir bahar temizliğinin bir kokusu vardır. İmalatçılar da bu hayatın yenilenmesi duygusunu da şişelere doldurmaya çalışıyorlar. Pazarlamacılar bulaşık deterjanlarını, tuvalet temizleyicileri, şampuan, sabun, cam silicileri ve daha bir sürü şeyi satmak için baharla aramızdaki bu duygusal bağlantıyı kullanıyorlar.2 Yaşantımızdaki bütün olaylar, ruh halimiz , duygularımız hatta ürünler bile beş kanallı kayıt cihazımız olan duyularımız tarafından kayıt ediliyor. İnsanoğlu beş duyusunu birden kullandığında en yüksek etkinlik ve algılama düzeyine ulaşır; oysa reklam kampanyaları, iletişim programları ya da marka yalnızca iki duyu organımız olan görüntü ve sesi kanalımızı kullanır.3 Bugün çoğu markanın göze ya da kulağa hitap ettiği görülüyor. Hatta markanın pazarlama stratejileri de buna göre oluşturuluyor. Örneğin ne kadar iyi bir restoran markası olursanız olun, içeriye girildiğinde tüketici eğer kötü bir kokuyla karşılaşıyorsa markanızın değerinin artması mümkün değildir. Tabii ki her ürünün hisse ve kokuya yönelik bir stratejisi olmayabilir. Ama bunu bir şekilde başarabilirlerse, marka değeri katlanarak artacaktır.4 Çoğu kişi sıfır araba almanın en çarpıcı yanının ondaki yeni araba kokusu olduğunu söyler. Çünkü pırıl pırıl görüntüsünün yanında, kokusu da bir yenilik ifadesidir. Aslına bakarsanız yeni araba kokusu diye bir şey yoktur. Bu yapay bir kurgudan, doğrudan fantezi yaratan başarılı bir pazarlama oyunundan başka bir şey değildir.5 Üretim hattından çıkmadan önce arabanın içine bu koku sıkılır ve maalesef ki altı haftalık ömrü olan bu kokunun yerini altı hafta sonra plastik bardakların, gazetelerın, ayakkabıların kokusu alır.
Kellogg’s’un kahvaltılık mısır gevreğinin başarısı tamamen tahılın çıtırtısıyla ilgilidir. Vurgu, reklamlarda duyduğumuz ses efektlerinden çok, ağzımızda duyup hissettiğimiz bu çıtırtıdadır. Firma, çıtırtı ile tadın bu sinerjisini geliştirmek için yıllarca deney yapmıştır. Kellogg’s müzik laboratuarında geliştirdiği sadece Kellogg’s ’la özdeşen bu sesle ürünü piyasaya sununca, marka hızla yukarılara tırmandı. Firma müşterilerin zihninde oluşturduğu marka ve duyu algısını, görme ve tatmayla sınırlı olmanın ötesine geçip, hitap ettiği duyuları dokunma da dahil dörde çıkararak markanın algılanışına genişlik kazandırmış oldu.Markaya kişilik vermek demek onu diğerlerinden ayırt edici özelliğe kavuşturmak demektir.
Markalandırmanın olumlu etkileri, 1950’lerin sonlarında tüketicilerin markalı ürüne, markasız ürün aynı kalite, görüntü ve tatta olsa dahi daha fazla fiyat ödemeye hazır olduğunun kanıtlanmasıyla belgelenmiş oldu. Pazarlama topluluğun kullandığı en yaygın duyu kanalımız şüphesiz ki görme duyumuzdur. Herhangi bir reklam, logo gördüğünüzde ya da bir ürünün/markanın adını duyduğunuzda, gözünüzün önünde canlanıyorsa, işte o şirket görme duyusuna doğru şekilde hitap edebilmiş demektir. Örneğin “Coca-Cola” dendiğinde hemen herkesin aklına kırmızı-beyaz renkleri ve bir kola şişesi gelir. Coca-Cola görme duyusunu o kadar iyi kullanmıştır ki, 1950’lerde Noel Baba’yı reklamlarında kullanana kadar Noel Baba yeşil renkte giyinirdi. Oysa Coca-Cola’nın reklam kampanyasının üzerinden yıllar geçmesine rağmen Noel Baba hâlâ kırmızı-beyaz renklerde giyiniyor.6 Peki Coca-Cola yalnızca görsellikle sınırlı mı kalıyor, ne dersiniz? Son zamanlarda Coca-Cola reklam kampanyalarında kullandığı ses efektini hatırlarsak, Coca-Cola kutusu açıldığı zaman “pısss” sesini duyar gibiyim. Kulaklar sanki bayram ediyor. Öyle bir efekt veriyorlar ki, binlerce yıl susuz kaldık ağzımız kurudu ve çok sıcak. Bir kolayla serinleyeceğiz…7
Markanın görselliğine uyguladığımız ölçütleri kullanırsak, sesi en açık seçik en ayırt edici en istikrarlı ve akılda kalıcı biçimde kullanan firmanın Intel olduğunu söyleyebiliriz. 1998’den beri kulaklarımıza çalınan Intel Inside ezgisi bütün Intel reklamlarında ve marka yaratma da kullanılan kısa ve ayırt edici bir ses sayesinde görünmez olanı görünür kılmaktadır. Araştırmalar Intel’in dalga diye bilinen cıngılının Intel logosu kadar ayırt edici ve bellekte kalıcı olduğunu gösteriyor. Aslına bakarsanız araştırmalar insanların çoğunun Intel dalgasını logosundan daha iyi anımsadığını söylüyor.8
Wal-Mart’ın İngiltere’deki şubesi olan Asda süpermarket zinciri dokunmanın ekonomik avantajlarını iyi değerlendirmiş bir örnek. Birçok markanın tuvalet kağıtlarını ambalajından çıkartmışlar ve tüketicilere dokunarak karşılaştırma olanağı sunuyorlar. Bu uygulama kendi markalarının satışlarında patlama yaratmış ve o markanın ürünlerine yüzde 50 daha fazla yer ayırmalarını sağlamıştır.9 Bir markanın sunduğu dokunma özelliği her zaman bu sonuçtaki kadar belirgin olmayabilir. Martin Lindstrom’un, “Duyular ve Markalar” kitabında yer alan araştırmada ortaya çıkan en ilginç araştırma belki de cep telefonu sektöründe rastlanan sonuçtur. Yapılan araştırma sonucuna göre tüketicilerin yüzde 35’inin telefonu elinde tutarken hissettiği duyguyu, görünümünden daha önemli bulduğunu göstermiştir. ABD’li tüketicilerin yüzde 46’sı ise şaşırtıcı bir biçimde, bir telefon satın alırken ağırlığının görünümünden daha etkili olduğunu belirtti.
Pazarlamacılar bütün beş duyumuzu kullandıkları evrene iki boyutlu duyu algıları ile başlamışlardır ancak yapılan araştırmalar ve geçmişteki örnekler sonucunda bütün beş duyunun da ayrı ayrı öneme sahip olduğu sonucuna varılmaktadır. İşitmek pasif, dinlemek aktif eylemdir markanın sesi hem işiteni hem de dinleyeni hedef almalıdır çünkü satın alma davranışını oluşturabilmek için her ikisi de eşit ölçüde önem taşır. Intel oluşturduğu dalga sesi ile ses duyusunu en iyi kullanan bir örnektir. Yakın zamanlara kadar görme duyumuz beş duyumuzun en güçlüsü olarak kabul ediliyordu; oysa araştırmalar artık bunun doğru olmadığını ortaya koyuyor. Şekil bazı sektörlerde can alıcı bir role sahiptir, ancak şekil markanın bütünü temsil eden bir özellikten ziyade bütünü tamamlayıcı bir özelliktir.10
Coca-Cola’nın ayırt edici kırmızı beyazında, Intelin ses dalgasında Kellogg’sun çıtırtısında hepsinde ortak bir nokta var; hepsi ürünlerine bir üçüncü boyut kazandırdılar, bunların sahip olduğu duygusal benzerlik tüketicilerin onları bildikleri logo ya da yazı karakteri olmadan da tanımalarını sağladı. Çeşitlenen marka, reklam kirliliği pazarlamacıları farklı arayışlara itmiştir. Artık markaların gelecekte var olabilmeleri için tüketicinin zihninde daha fazla duyuda yer almaları gerekmektedir. Geçen 10 yılda otomotiv sektöründe arabanın kokusuna varıncaya kadar bütün özellikleri markanın bir parçası haline geldi. Kellogg’s sadece doğal çıtırtı sesini bile laboratuar ortamında üretmeye çalışıyor. Sonuç olarak; markalar yaratılırken duyuların gerçek bir imzasını taşımalıdır.
KAYNAKÇA
1. Lindstrom Martin, Duyular ve Markalar, Optimist Yayınevi Bs.Kasım 2007 Önsöz Philip Kotler
2. Lindstrom Martin, a.g.e 21,
3. Lindstrom Martin, a.g.e 22,
4. Bruce Turkel – Building Brand Value, http://www.markastrateji.com/2006/04/
5. Lindstrom Martin, a.g.e 22,
6. http://www.kobifinans.com.tr/tr/bilgi_merkezi/021803/15399 (07.09.10)
7. Nart Ömer . http://unigundem.com/2009/06/04/duyular-ve-marka/
8. Lindstrom Martin, a.g.e 33,
9. Lindstrom Martin, a.g.e 99,
10. Lindstrom Martin, a.g.e 112-113
1. Lindstrom Martin, Duyular ve Markalar, Optimist Yayınevi Bs.Kasım 2007 Önsöz Philip Kotler
2. Lindstrom Martin, a.g.e 21,
3. Lindstrom Martin, a.g.e 22,
4. Bruce Turkel – Building Brand Value, http://www.markastrateji.com/2006/04/
5. Lindstrom Martin, a.g.e 22,
6. http://www.kobifinans.com.tr/tr/bilgi_merkezi/021803/15399 (07.09.10)
7. Nart Ömer . http://unigundem.com/2009/06/04/duyular-ve-marka/
8. Lindstrom Martin, a.g.e 33,
9. Lindstrom Martin, a.g.e 99,
10. Lindstrom Martin, a.g.e 112-113
Esra Fatma Türkal
Yıldız Teknik Üniversitesi, İşletme Bölümü, 4’üncü sınıf öğrencisi
Fortune Kampüs – Ekim 2
Yıldız Teknik Üniversitesi, İşletme Bölümü, 4’üncü sınıf öğrencisi
Fortune Kampüs – Ekim 2
doğadan büyülü bohça
doğadan dan adı gibi büyülü bir bohçayla bugün pazarlama zirvesinde tanıştım tam markalarla aramda ki duygusal bağı düşünürken aşk markalarına bir lovebrand daha ekledim. benim gibi meyve çayı düşkünüyseniz bu yeni yeşil çaya alışmanız hiç de zor olmayacaktır. Oldum olası bütün meyve çaylarını sevmeme rağmen bir rafine edilmemiş bizim siyah çayın geyşa versiyonu yeşil çaya alışamamıştım sağlık için o kadar faydasının olduğunu bilmeme rağmen nedense içimi bir türlü yumuşatamadı hiç bir çay markası...ama işte bugün yeşil çayı ilk defa büyülü bohça sayesinde çok sevdim doğadan bize yine doğanın büyülü bahçelerinden taptaze bitkileri toplamış hemde bu sefer ozel içini görebildiğimiz bohçasıyla bize sunuyor kullanışı o kadar zevkli ki hani o poşet çaylarını çay damlamasın diye çay kaşığı arayışımızada super çözum bulmuş ambalaj dizaynı o kadar güzelki hek içindeki ipi çekerek çayı süzüyor hemde kalın karton kenarlığı ile ipini dolayarak damlamasını önlüyorsunuz kısacası tamda müşteri çağında ki pazarlama zirvesinde Bir aşk markasını daha keşfetmiş oldum...
Bu arada ekşi sevenler için kuşburnu da güzel bu seride ki ben pek sevmedim Güllü yeşilçay kadar beğenemedim bu arada Macrocenter, Tansaşta Migros ta raflarde yerini aldı.. şimdilik tek favorim Güllü yeşilçay yaseminlisinide pek sevmedim..
P.S
Hazır yeşil çaydan bahsetmişken ve aklıma gelmişken yeşilçay süzen poşetleri gözaltı çizgi ve halkalarında da hem doğal antioksidan oluşuyla hemde dinlendirici etkisiyle çok işe yarıyor benden söylemesi:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Popüler Yayınlar
-
Konichi wa .. Biliyorum BÜYÜK HARFLERLE yazmak dikkat çekmek için yeterli değil ama elimden gelen bu şimdilik. Bundan 10 sene önce Nis...
-
doğadan dan adı gibi büyülü bir bohçayla bugün pazarlama zirvesinde tanıştım tam markalarla aramda ki duygusal bağı düşünürken aşk marka...
-
Şeker Kız Candy - Candy Candy Konichi wa.. Herhalde artık Uzak doğu dillerine olan ilgimin başlangıç noktasını tahmin etmişsinizdir:D Evet Ş...
-
Konichi wa... Uzun süredir yazamadığımın farkındalığın da iken birden aslında yazacak ne kadar çok şeyin biriktiğini anlamış bulunuyorum.. H...
-
Konichi wa ... İki gündür Küresel Isınma mevzu, fakat konu gelecekle ilgili olunca insan ister istemez endişeleniyor. Ülke olarak herşey...


